Antalya’nın Cümle Kapısı Döşemealtı’ndan yazıyor
Yeniköy’den Döşemealtı’na Bir Yol Hikâyesi
Bugüne kadar bu köşede Döşemealtı’nın tarihinden, kültüründen ve yerel yönetim serüveninden söz ettik. Ancak bölgenin yerleşim ve idari yapısının nasıl şekillendiğini çoğu zaman ayrıntılarıyla ele almadık. İşte bu yazı, o eksik kalan hikâyenin ilk durağı…
Antalya’yı İç Anadolu’ya bağlayan ve Roma döneminden kalma döşeme taş yol, Derbent Boğazı’ndan ovaya inerken geride yalnızca taş değil, bir isim de bırakır: Döşemenin altı… Zamanla bu ifade kısalır, birleşir ve bugün bildiğimiz Döşemealtı adını alır .
93 Harbi sonrasında Kırım ve Selanik’ten gelen muhacirler bu topraklara yerleşir. Karataş, Bıyıklı, Karakuyu gibi köyler kurulurken bölge yavaş yavaş bir yerleşim merkezine dönüşür. 1931 yılında yayımlanan Resmî Gazete’de Döşemealtı, Karataş merkezli bir nahiye olarak resmen kayıtlara geçer. Bir yıl sonra ise nahiye merkezi Bıyıklı’ya taşınır ve isim bu kez birleşik hâliyle yazılır: Döşemealtı.
Asıl kırılma noktası ise 1934’te Kıbrıs’tan gelen 54 hanenin bugünkü Yeniköy’ün temellerini atmasıyla yaşanır. Göçmen evleriyle başlayan yerleşim, 1941 yılında devletin kararıyla kamu binalarıyla büyür. Nahiye müdürlüğü, okul, cami, karakol ve halkodası derken ortaya planlı bir köy çıkar.
Dönemin yazarı Vala Nurettin, 1944’te Antalya yolunda gördüğü bu iki yeni köyü “Cumhuriyet’in köyleri” olarak tanımlar. Düzenli evleri, meydanı, okulu ve imeceyle inşa edilen yapılarıyla Yeniköy ve Yeşilbayır, yeni bir toplumsal düzenin simgesi olur. 23 Ağustos 1941’de Döşemealtı Nahiye Merkezi’nin Kırkgöz Köyü’ne taşınmasıyla birlikte Yeniköy, bölgenin idari ve sosyal merkezi hâline gelir. Resmî kayıtlarda “Kırkgöz Yeniköy” olarak geçse de halk arasında bu isim kısalır; Yeniköy kalır.
Böylece Döşemealtı adı zamanla günlük hayattan çekilirken, Yeniköy yeni bir dönemin kapısını aralar. Bu yazıda Yeniköy’ün doğuşuna kısa bir yolculuk yaptık. Bir sonraki yazıda ise köyün ilk esnaflarını, eşrafını ve sosyal dokusunu konuşacağız.
Kalın sağlıcakla…
