Dolar 45,9574
Euro 53,3982
Altın 6.574,28
BİST 13.947,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Antalya 26°C
Az Bulutlu
Antalya
26°C
Az Bulutlu
Per 26°C
Cum 26°C
Cts 28°C
Paz 30°C

Yeni eğitim yılına hazır mıyız?

9 Eylül 2024 14:08
99

Meslek eğitimi meselesi…

Yine Eylül ayı geldi, yine eğitim yuvaları kapılarını açtı. Milyonlarca çocuk, binlerce öğretmen okulları ile buluşuyor.

Döşemealtı’nda çocuklarımızı emanet ettiğimiz değerli eğitimcilerimize, yeni eğitim yılında çocukları ve öğretmenleri arasında iletişim uçurumları oluşturmayacak değerli velilerimize, ve çocuklarımıza başarı dolu bir yıl diliyorum. Gazi Mustafa Kemal’in dediği gibi; “En büyük ümidimiz gençlik ve eğitim”

Şimdiki Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin Hocamız, eğitime manevi derinlik de katarak kalite kazandırmak için her geçen günü yeni projeler üreterek kaliteli bir ekiple çalışıyor.

Buna karşı çıkanlar da, oluyordur elbet. Her gelen düzen değiştiriyor diyerek, planlamaya ayak uyduramayacağını düşüne öğretmen, veliler, öğrenciler hep ikilemde kalmış.

Bilinmez bu işin sonu nereye varacak? Aslında meselenin “kişiler” meselesi olmadığını, “sistem” ve “bakış açısı” meselesi olduğunu ayırt edebilmek gerek.

Meslek eğitimi meselesi…

Ne var ki, mesele, kişi meselesi değildir! Eğitim işi temelden sıkıntılı!..

Türkiye’de,  mecburi eğitimin süresi 12 yıl. Gelişmiş ülkelerin tamamına yakınında mecburi eğitim süresi 6 yıl, 9 yıl arasında belirlenmiş.

Çocuğu 6 yaşında başlayan 12 yıl boyunca devam edecek mecburi “bina eğitimi”ne tabi tutuyorsunuz.

Çalışan çalışmayan, okumak isteyen istemeyen, gönüllü giden, zoraki giden, okumaya çalışan haylazlık yapan çocuklarımız 18 yaşına kadar, 2 yılda bir değişen bir düzenin çakıl taşları durumundalar. Amaç lise diploması olsun. Ama farkında mısınız, lise çocuklarımızın çocuğunda sınırsız özgüven dedikleri bilinçsizlik almış başını gidiyor. Öğretmenler bu durum karşısın da eğitime açık gençlerimize ulaşmakta sorunlar yaşıyorlar.

Tabi ki bende her veli gibi çocuğumun iyi şartlarda eğitim almasını isterim elbet. Fakat, mesleki eğitim kurumlarının sıralarında ki boşluğa bakılırken, üniversiteye giriş için temel derslere ağırlık veren bizim tabirimizle sadece düz liseler tercih edilir olmuş.

Üniversite öğrencisi sayısının çok fazla, ihtiyaçtan çok çok fazla olması iyi bir şey midir? Üniversiteden mezun işsiz sayısında ki artışa bakılacak olursak, yorum bile yapamıyorum.

Kalifiye eleman yok, sanayiciler son işçilerini çalıştırmaktalar. Esnaf kendi çocuklarını okutmuş ama iş hayatına katamamış, çünkü çocuk üniversite okudum ben nalbur olmam, sanayide elimi kirletmem, yemek şirketi babasının dahi olsa çalışmam diyenler var. Uçurum büyüyor.

Tabiri caizse Z kuşağı, diplomalı işsizler ordusu olarak uzun bir süre daha anılmaya devam edilecek gibi.

Bir de eğitim kurumları açısından bakalım;

Üniversite hocalarının, liseden gelen öğrencilerden memnuniyeti artar mı, azalır mı?

“Yazarak ve konuşarak”, “sağlam Türkçe ile” derdini anlatabilenlerin oranı artar mı, azalır mı?

Üniversite mezunlarının “işe yarar iş bulma” dedikleri imkânları artar mı, azalır mı?

Bakalım bu sorulara verdiğim cevaplar sizi de benim kadar endişe içinde bırakacak mı?

1- Üniversiteler yol gösterir, yöntem gösterir, diploma verir.

2- Ama üniversiteliye iş garantisi de veremez!

Üniversite mezunları arasında ki planlama ne kadar doğru yapılırsa çözüm o kadar kolaylaşacaktır bence. Bireysel değil Ülke genelini ele alarak düşünecek olursak, ülkemizin kaç mühendisine ihtiyacı var, Avukat, öğretmen, mimar, doktor sayısı kaç olmalı mesela?

Neye göre belirlenmeli?

Bunların yanı sıra; kaç tane araç tamircisine, lastikçi, boyacı, inşaatçı, ahçı, marangoz, kuaför, berber, konfeksiyon işçisi, plastikçi, tamirci, tesisatçı gibi gibi uzar gider bu mesleklerde….

Bunun için çocukların kabiliyetleri zamanında keşfedilecek ve kendilerine uygun mesleğe yönlendirilmeleri sağlanacak…

Devletimiz mesleki eğitim vermiyor değil, burada ki serzenişimizi sakın yanlış anlamayın. Meslek eğitimi pahalı, yüksek maliyetli bir eğitim. Devlet, öğrenci başına çok daha fazla yatırım yapıyor mecburen bu alana. Peki ya sonra ne oluyor? Meslek okullarına gidenlerin kahir ekseriyeti, mezuniyet sonrasında yarım yamalak da olsa eğitimini aldıkları mesleğe devam etmiyor!

Piyasada da, usta-kalfa, hatta çırak kıtlığı çekiliyor!

Geciktirilmiş gençlerin, evliliği geciktirmeleri ve nüfusun hızla yaşlanması da Sayın Cumhurbaşkanımız dahil, herkesi endişelendiren bir durum. Çünkü algısı yüksek insan bu arada ki uçurumun Ülkeyi 20 yıl gibi bir süreçte felakete sürükleyeceğinin farkında. Genç nüfus gözle görülür derecede azalacak. Küçük esnaf mesleklerini devam ettirecek gençliği bulamayacağından kepenk kapatacak. Bu olayın ülke için ne büyük bir krizin başlangıcı olacağının farkında mıyız? 

Bu durumda ne yapmak lâzım?

Bireysel çözümlere yönelmek bizlere düşen en büyük görev bence. Bizler, veliler olarak çocuğumuzun istek, kabiliyet alanlarını keşfedeceğiz ve yönlendirmemizi yapacağız. Her şeyi Devlet’ten beklemek olmaz. Öğretmenlerin imkânları çok kısıtlı; “Yerine otur oğlum, ayağa kalkma kızım, sus oğlum, sus kızım!” Ders bitti, gün bitti!.. her öğretmen de uyarı yapamıyor eli kolu bağlı aslında, gün için de öğrenci de ikaz edilmeye gelmiyor bu devirde, bir şey desen, bin karşılık alıyorsun. Hem öğrenciden hem de veliden.

Öğrenci olmak ne demek? Hatta biraz daha ileriye gideyim, Velilerimizin yüzde kaçı “Veli”  “Veli” ne demek? Hatırlayan var mı aranız da ?

Ben kişisel çözüm yolu olarak, okurken çalışmayı bulmuştum. Okul bitene kadar da, epeyce tecrübe kazanmış bir gazeteci olmuştum. İşte bireysel çözüm budur. Ya böyle yapacaktım, ya da torpil arayacaktım demedim, çalıştım çalıştım çalıştım…

Kim ne ederse, kendine eder diyelim. “Bireysel” çözümlere her zamankinden fazla ihtiyaç var dostlar!

Her şeyi Devlet’imizden beklemeyelim!

Reklam
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.